KURUMSAL
Milei Sözlüğü: Tarihsel Revizyonizm
Süleyman Ulukuş
Javier Milei’nin tarihsel revizyonizm yaklaşımı, Arjantin’de geçmişin nasıl hatırlandığına ve hangi hafızanın kamusal alanda meşru kabul edildiğine ilişkin mücadelenin merkezine yerleşmektedir. Bu perspektife göre, özellikle 1970’li yıllar ve 1976-1983 askerî rejim dönemi hakkında kurulan egemen anlatı, uzun yıllar boyunca sol eğilimli bir çerçeve tarafından şekillendirilmiştir. Bu nedenle söz konusu dönem, çoğunlukla devlet şiddeti ekseninde okunmuş; buna karşılık sol silahlı örgütlerin ürettiği şiddet ya ikincil düzeye itilmiş ya da tarihsel bağlamın tali bir unsuru gibi sunulmuştur. Milei perspektifinden bakıldığında bu durum, toplumsal hafızada bütünlüklü değil, seçici ve ideolojik olarak biçimlendirilmiş bir geçmiş üretmektedir.
Bu yaklaşım, 1970’leri yalnızca askerî baskının ve devlet terörünün tarihi olarak görmeyi reddeder. Milei’nin düşünsel çerçevesinde bu dönem, aynı zamanda Montoneros ve ERP gibi örgütlerin eylemleriyle derinleşen bir siyasal şiddet atmosferi içinde değerlendirilmelidir. Dolayısıyla askerî rejimin ortaya çıkışını ve uygulamalarını anlamak için, öncesindeki toplumsal kutuplaşmayı, siyasal radikalleşmeyi ve silahlı çatışma ortamını da hesaba katmak gerekir. Bu bakış açısına göre tarihsel adalet, yalnızca devletin sorumluluğunu öne çıkaran tek yönlü bir hafıza ile değil, dönemin bütün aktörlerini aynı açıklıkla tartışabilen bir değerlendirme çerçevesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle Milei’nin revizyonizmi, yalnızca yerleşik tarih yazımına yönelik bir itiraz değil; aynı zamanda ulusal kimliğin hangi tarihsel anlatı üzerinden yeniden kurulacağına ilişkin ideolojik bir müdahale niteliği taşır.
Milei perspektifinin en fazla tartışma yaratan boyutlarından biri, askerî rejim dönemindeki kayıpların sayısı ve bu sayının kamusal hafızadaki siyasal işlevi konusundaki değerlendirmesidir. Bu çerçevede 30.000 kayıp anlatısı, salt ampirik bir veri olarak değil, zamanla güçlü bir siyasal sembole dönüşmüş bir hafıza unsuru olarak görülmektedir. Milei’nin yaklaşımında mesele yalnızca rakamsal doğruluk değildir; asıl mesele, bu sayının belirli bir ideolojik anlatıyı tahkim eden, mağduriyet siyasetine meşruiyet sağlayan ve solun tarihsel üstünlük iddiasını pekiştiren bir araç haline gelmiş olmasıdır. Bu nedenle hafıza politikaları, yalnızca geçmişi temsil etme meselesi değil, aynı zamanda bugünün meşruiyet mücadeleleri içinde işleyen bir siyasal güç alanı olarak okunmaktadır. Milei’nin revizyonizmi de bu bağlamda, geçmişi yeniden yorumlama girişimi olduğu kadar, güncel ideolojik mücadelede yeni bir pozisyon kurma çabasıdır.
Bununla birlikte bu tarihsel revizyonizm, yalnızca arşivler, belgeler ve karşı anlatılar üzerinden yürüyen teknik bir tartışma olarak değerlendirilemez. Çünkü 1970’ler Arjantin’i, aynı zamanda kayıpların, travmaların, korkunun ve uzun süre bastırılmış toplumsal yaraların tarihidir. Bu nedenle dönemi değerlendirirken yalnızca ideolojik taraflaşmayı değil, kaybolan insanların ailelerini, şiddet ortamında yaşamış sıradan yurttaşları ve uzun süre sessizliğe mahkûm edilmiş toplumsal hafızayı da hesaba katmak gerekir. Aksi takdirde her revizyonist müdahale, önceki dışlamaları düzeltmeye çalışırken yeni dışlamalar üretme riskini taşır. Milei’nin perspektifi, yerleşik hafıza rejimine güçlü bir itiraz sunmakla birlikte, daha kapsayıcı bir tarih anlayışının yalnızca karşı-hegemonik bir anlatı kurmakla değil, dönemin bütün acılarını ciddiyetle tanımakla mümkün olacağını da dolaylı biçimde gündeme getirmektedir.
Sonuç olarak Milei perspektifinden tarihsel revizyonizm, Arjantin’de geçmişin tarafsız ve kapanmış bir bilgi alanı değil, bugünün siyasal meşruiyetini ve geleceğin ulusal kimliğini biçimlendiren canlı bir mücadele zemini olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım, solun tarih üzerindeki kurucu etkisini sorgularken, aynı zamanda alternatif bir ulusal hafıza ve yeni bir siyasal meşruiyet zemini üretmeye yönelmektedir. Bu yüzden burada tartışılan şey yalnızca tarihsel olayların nasıl yorumlanacağı değildir; asıl mesele, Arjantin toplumunun kendisini hangi anlatı içinde tanımlayacağı ve hangi geçmiş üzerinden siyasal bir gelecek kuracağıdır.