KURUMSAL
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin siyasal projesinde “kültür savaşı” kavramı merkezi bir yer tutar. Milei’ye göre Arjantin’de yaşanan ekonomik krizler, yüksek enflasyon ve siyasal istikrarsızlık yalnızca yanlış ekonomi politikalarının sonucu değildir; bunların arkasında daha derin bir zihniyet sorunu bulunmaktadır. Bu zihniyet, onun ifadesiyle, kolektivist ve devletçi düşünce kalıplarıdır. Dolayısıyla Milei açısından ekonomik reformlar tek başına yeterli değildir; kalıcı dönüşüm için toplumsal değerlerin değişmesi gerekir.
Milei’nin kültür savaşı anlayışı, bireycilik ile kolektivizm arasındaki ideolojik mücadele üzerine kuruludur. Ona göre Arjantin toplumunda kökleşmiş olan “devlet baba” anlayışı, bireylerin kendi sorumluluklarını üstlenmesini engellemiş, ekonomik girişimciliği zayıflatmış ve toplumu devlete bağımlı hale getirmiştir. Bu kültürel yapı, yalnızca ekonomik verimsizliğe değil, aynı zamanda önceki yazıda açıkladığımız “siyasi kast” olarak adlandırdığı elit yapının güçlenmesine de zemin hazırlamıştır. Milei bu nedenle kültür savaşını, siyasal ve ekonomik reformların ön koşulu olarak görür.
Bu perspektifte kültür savaşı üç temel alanda yürütülmelidir: eğitim, medya ve akademi.
Eğitim alanında Milei, müfredatın serbest piyasa ekonomisini, girişimciliği ve bireysel sorumluluğu teşvik edecek şekilde yeniden düzenlenmesini savunur. Ona göre genç kuşaklar ekonomik okuryazarlıkla donatılmalı, kapitalizmin işleyişi ve özel mülkiyetin önemi açık biçimde öğretilmelidir. Bu yalnızca teknik bir eğitim reformu değil, yeni bir değer sisteminin inşasıdır.
Medya alanında ise Milei, uzun yıllar boyunca devletçi ve popülist söylemlerin yaygınlaştırıldığını iddia eder. Kültür savaşı bağlamında medya, ekonomik gerçekleri görünür kılacak ve kolektivist ideolojilere karşı entelektüel bir karşı anlatı üretecek bir araç olarak konumlandırılır. Özellikle sosyal medya platformları, bu mücadelede alternatif bir kamusal alan olarak görülmektedir.
Akademi ise kültürel hegemonya mücadelesinin bir diğer cephesidir. Milei’ye göre üniversitelerde sosyalist veya devletçi düşünceler baskındır ve bu durum kamusal tartışma alanını tek yönlü hale getirmiştir. Bu nedenle liberal ekonomi teorilerinin daha görünür olması ve akademisyenlerin kamusal tartışmalarda daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini savunur. Bu yaklaşım, kültür savaşını yalnızca siyasi bir retorik değil, uzun vadeli bir ideolojik dönüşüm stratejisi haline getirir.
Kültür savaşı söyleminin bir diğer önemli boyutu, Milei’nin “woke kültürü” olarak adlandırdığı olgudur. Milei bu kavramı; feminizm, çevrecilik, LGBT+ hakları ve kimlik temelli politikalar gibi konuların belirli bir ideolojik çerçevede sunulması olarak yorumlar. Ona göre bu yaklaşım, bireysel özgürlüğü sınırlayan ve kapitalist sistemi zayıflatan yeni bir kolektivist dalgayı temsil etmektedir. Bu nedenle kültür savaşı yalnızca ulusal düzeyde değil, küresel ölçekte yürütülen bir ideolojik mücadele olarak sunulur.
Milei’nin kültür savaşı anlayışı, klasik liberal düşünürlerin —özellikle devlet müdahalesine karşı çıkan ve bireysel özgürlüğü merkeze alan yaklaşımların— çağdaş bir siyasal uyarlaması olarak değerlendirilebilir. Ancak bu söylem aynı zamanda güçlü bir kutuplaştırıcı potansiyel taşır. Çünkü toplumu “özgürlükçüler” ve “kolektivistler” şeklinde iki karşıt kampa ayırır ve siyasal mücadeleyi ekonomik politikaların ötesine taşıyarak değerler düzeyine getirir.
Sonuç olarak Milei için kültür savaşı, Arjantin’in “ebedi özgürlük ve refah”a ulaşmasının zorunlu koşuludur. Ona göre siyasal kastın tasfiyesi, ekonomik reformların başarısı ve ulusal kimliğin yeniden inşası ancak bu zihniyet dönüşümüyle mümkündür. Bu bağlamda kültür savaşı, yalnızca bir retorik araç değil; yeni bir hegemonik düzen kurma iddiasının temel bileşenidir.