KURUMSAL
Avusturya Okulu'nun GeçmiÅŸine Yeni Bir Işık
Yazar: MURRAY N. ROTHBARD[1]
Çeviren: Kamil SARI
GiriÅŸ
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Avusturya Okulu'nun tarih yazımındaki en kayda deÄŸer geliÅŸme, okulun tarih öncesi olarak adlandırılabilecek döneminin ciddi bir ÅŸekilde yeniden deÄŸerlendirilmesi ve bunun bir sonucu olarak iktisadi düÅŸünce tarihinin kendisinin temelden yeniden ele alınması olmuÅŸtur. Bu yeniden deÄŸerlendirme, Avusturya Okulu'nun ortaya çıkışından önce iktisadi düÅŸüncenin geliÅŸimine dair savaÅŸ öncesi Ortodoks paradigmayı kısaca özetleyerek özetlenebilir.
Skolastik filozoflar, piyasayı anlamakta tamamen baÅŸarısız olan ve dini gerekçelerle adil fiyatın ya üretim maliyetini ya da bir üründe somutlaÅŸan emek miktarını karşılayan bir fiyat olduÄŸuna inanan orta çaÄŸ düÅŸünürleri olarak acımasızca reddedildi. İktisadi düÅŸünce tarihçisi, İngiliz merkantilistleri arasındaki külçeci ve külçecilik karşıtı tartışmayı kısaca özetledikten ve on sekizinci yüzyılın birkaç Fransız ve İtalyan iktisatçısına hafifçe deÄŸindikten sonra, ekonomi biliminin kurucuları olarak Adam Smith ve David Ricardo'ya iÅŸaret etti. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında bir miktar destek ve dolgudan sonra, Avusturya okulu da dahil olmak üzere marjinalizm, 1870'lerde baÅŸka bir büyük patlamayla geldi. On dokuzuncu yüzyılın baÅŸlarında Samuel Bailey gibi Avusturyalıların bir ya da iki İngiliz öncüsünden ara sıra bahsedilmesi dışında, bu temel resmi tamamladı.
Lewis Haney'in ansiklopedik metni bunun tipik bir örneÄŸiydi: Skolastikler, orta çaÄŸ olarak tanımlanıyor, ticarete düÅŸman olarak reddediliyor ve adil fiyatın emek ve üretim maliyeti teorilerine inananlar olarak ilan ediliyordu. R.H. Tawney'in ünlü ifadesiyle Karl Marx'ı “Okulcuların sonuncusu” olarak nitelendirmesi ÅŸaşırtıcı deÄŸildir.
Schumpeter'in Revizyonu
İktisadi düÅŸünce tarihine iliÅŸkin dikkat çekici derecede zıt yeni görüÅŸ, 1954 yılında Joseph Schumpeter'in tamamlanmamış olsa da anıtsal eseriyle sahneye çıktı. Merkantilistlere ulaÅŸmak için atlanması gereken mistik budalalar olmaktan çok uzak olan Skolastik filozoflar, Avusturya ve öznel fayda yaklaşımına çok yakın bir sistem geliÅŸtiren dikkate deÄŸer ve ileri görüÅŸlü iktisatçılar olarak görülüyordu. Bu durum özellikle on altıncı ve on yedinci yüzyılların daha önce ihmal edilen İspanyol ve İtalyan Skolastikleri için geçerliydi. DeÄŸer teorilerindeki neredeyse tek eksik bileÅŸen marjinal kavramıydı. Onlardan daha sonraki Fransız ve İtalyan iktisatçılara sirayet etmiÅŸtir.
Schumpeterci görüÅŸe göre, İngiliz merkantilistler Adam Smith'e ve iktisat biliminin kuruluÅŸuna giden yolda önemli kilometre taÅŸları olmaktan ziyade yarım yamalak, polemikçi broÅŸürcülerdi. Aslında yeni görüÅŸ, Smith ve Ricardo'yu iktisat biliminin kurucuları olarak deÄŸil, iktisadı trajik bir ÅŸekilde yanlış bir yola sokan kiÅŸiler olarak görüyordu ve bu yanlışı düzeltmek için Avusturyalılar ve diÄŸer marjinalistler gerekiyordu. O zamana kadar, sadece ihmal edilen anti-Ricardocu yazarlar geleneÄŸi canlı tutmuÅŸtur. GöreceÄŸimiz gibi, Emil Kauder gibi diÄŸer tarihçiler, marjinalist okulun çeÅŸitli varyantları arasında Avusturyalıların Aristotelesçi (ve dolayısıyla Skolastik) köklerini daha da ortaya koydular. Manzara, daha önceki Ortodoks görüÅŸün neredeyse tam tersidir.
Bu makalenin amacı Schumpeter'in haklı olarak iyi bilinen çalışması üzerinde durmak deÄŸil, Schumpeterci vizyonu daha da ileriye taşıyan ve muhtemelen genel bir tez oluÅŸturmada Schumpeter'e yetiÅŸemedikleri için çoÄŸu iktisatçı tarafından ihmal edilen yazarların katkılarını deÄŸerlendirmektir. Yeni tarihin en iyi geliÅŸimi, kaçak makalelerde, kısa broÅŸürlerde ve monografilerde aranmalıdır.
Grice-Hutchinson Salamanca Okulu üzerine
Nispeten ihmal edilen diÄŸer katkılar Schumpeter ile eÅŸzamanlı olarak baÅŸlamıştır. Bunların en önemlilerinden biri ve muhtemelen en çok ihmal edileni, İspanyol edebiyatı profesörü olduÄŸu için iktisat mesleÄŸinde sıkıntı çeken Marjorie Grice-Hutchinson'ın Salamanca Okulu'ydu. Dahası, kitap yanıltıcı derecede dar bir alt baÅŸlığın yükünü taşıyordu: İspanyol Para Teorisi Okumaları. Aslında kitap, on altıncı yüzyıl sonu İspanyol Skolastiklerinin Avusturya öncesi sübjektif deÄŸer ve fayda görüÅŸlerinin parlak bir keÅŸfiydi. Ama önce Grice-Hutchinson, Aristoteles'e kadar uzanan daha eski Skolastiklerin eserlerinin, emek ve maliyetlere dayalı adil fiyatın rakip nesnel anlayışının yanı sıra tüketici isteklerine dayalı bir öznel deÄŸer analizi içerdiÄŸini gösterdi. Orta ÇaÄŸ'ın baÅŸlarında Aziz Augustine (354-430) her bireyin öznel deÄŸer ölçeÄŸi kavramını geliÅŸtirmiÅŸtir. Yüksek Orta ÇaÄŸ'a gelindiÄŸinde Skolastik filozoflar üretim maliyeti teorisini büyük ölçüde terk ederek piyasanın tüketici talebini yansıtmasının gerçekten adil fiyatı belirlediÄŸi görüÅŸünü benimsemiÅŸlerdir. Bu durum özellikle Jean Buridan (1300-1358), Ghent'li Henry (1217-1293) ve Middleton'lı Richard (1249-1306) için geçerliydi. Grice-Hutchinson'ın gözlemlediÄŸi gibi:
Orta çaÄŸ yazarları yoksul insanı üretici deÄŸil tüketici olarak görüyordu. Üretim maliyeti teorisi, tüccarlara masraflarını karşılama bahanesiyle fazla ücret almaları için bir mazeret verebilirdi ve tüm topluluÄŸun yargısını yansıtan piyasanın kiÅŸisel olmayan güçlerine ya da orta çaÄŸdaki deyimle “ortak tahminlere” güvenmenin daha adil olduÄŸu düÅŸünülüyordu. Her halükarda, mübadele olgusunun giderek psikolojik terimlerle açıklanmaya baÅŸlandığı görülmektedir.
Tüm Skolastikler arasında serbest piyasaya en çok düÅŸman olan ve adil fiyatın statü ve maliyet temelinde devlet tarafından belirlenmesini savunan Langensteinlı Henry (1325-1383) bile fiyat analizinde kıtlığın yanı sıra öznel fayda faktörünü de geliÅŸtirmiÅŸtir. Ancak tamamen öznel ve serbest piyasa yanlısı deÄŸer teorisini geliÅŸtirenler on altıncı yüzyıl İspanyol Skolastikleri olmuÅŸtur. Böylece Luis Saravía de la Calle (1544 civarı) fiyatın belirlenmesinde maliyetin herhangi bir rolü olduÄŸunu reddetmiÅŸtir; bunun yerine adil fiyat olan piyasa fiyatı arz ve talep güçleri tarafından belirlenir ve bu da piyasadaki tüketicilerin ortak tahminlerinin bir sonucudur. Saravía, “tüm hile ve kötülükler hariç tutulduÄŸunda, bir ÅŸeyin adil fiyatının, anlaÅŸmanın yapıldığı yer ve zamanda yaygın olarak getireceÄŸi fiyat olduÄŸunu” yazmıştır. Bir ÅŸeyin fiyatının o ÅŸeyin bolluÄŸuna ya da kıtlığına göre deÄŸiÅŸeceÄŸini belirtmiÅŸtir. Adil fiyatın üretim maliyeti teorisine eleÅŸtiriler yöneltmeye devam etmiÅŸtir:
Adil fiyatı, malla uÄŸraÅŸan ya da onu üreten kiÅŸinin emeÄŸi, masrafları ve riskiyle ya da nakliye masrafı ya da seyahat masrafıyla ... ya da faktörlere sanayileri, riskleri ve emekleri için ödemek zorunda olduÄŸu ÅŸeyle ölçenler büyük bir yanılgı içindedirler ve beÅŸte bir ya da onda bir oranında belirli bir kâra izin verenler daha da büyük bir yanılgı içindedirler. Çünkü adil fiyat malların, tüccarların ve paranın bolluÄŸundan ya da kıtlığından kaynaklanır... maliyetlerden, emekten ve riskten deÄŸil. EÄŸer adil fiyatı belirlemek için emeÄŸi ve riski göz önünde bulundurmak zorunda olsaydık, hiçbir tüccar zarar etmezdi, malların ve paranın bolluÄŸu ya da kıtlığı da söz konusu olmazdı. Fiyatlar genellikle maliyetler temelinde belirlenmez. Britanya'dan karayoluyla büyük masraflarla getirilen bir balya keten, neden deniz yoluyla ucuza taşınan bir balyadan daha deÄŸerli olsun? Neden elle yazılmış bir kitap, basılmış bir kitaptan daha deÄŸerli olsun ki, ikincisinin üretimi daha az maliyetli olmasına raÄŸmen daha iyidir? Adil fiyat, maliyeti sayarak deÄŸil, ortak tahminle bulunur.
Benzer ÅŸekilde, Roma hukuku konusunda seçkin bir uzman ve Salamanca Üniversitesi'nde ilahiyatçı olan İspanyol Skolastik Diego de Covarrubias y Leiva (1512-1577), “bir eÅŸyanın deÄŸerinin” “insanların tahminine baÄŸlı olduÄŸunu, bu tahmin aptalca olsa bile” yazmıştır. BuÄŸday Hint Adaları'nda İspanya'dakinden daha pahalıdır, çünkü “buÄŸdayın doÄŸası her iki yerde de aynı olmasına raÄŸmen, insanlar buÄŸdaya daha fazla deÄŸer verirler.” Covarrubias'a göre adil fiyat, malın orijinal ya da emek maliyetine göre deÄŸil, yalnızca malın satıldığı yerdeki ortak piyasa deÄŸerine göre deÄŸerlendirilmelidir; bu deÄŸer, alıcılar az ve mallar bol olduÄŸunda düÅŸecek, tersi koÅŸullarda ise yükselecektir.
İspanyol Skolastik Francisco Garcia (ö. 1659) deÄŸer ve faydanın belirleyicileri üzerine oldukça sofistike bir analiz yapmıştır. Garcia, malların deÄŸerinin birkaç faktöre baÄŸlı olduÄŸunu belirtmiÅŸtir. Bunlardan biri, malların arzının bolluÄŸu ya da kıtlığıdır; birincisi daha düÅŸük bir tahmine, ikincisi ise bir artışa neden olur. İkincisi, alıcıların ya da satıcıların az ya da çok olmasıdır. Bir diÄŸeri ise “paranın kıt ya da bol” olmasıdır; birincisi malların daha düÅŸük, ikincisi ise daha yüksek deÄŸerlendirilmesine neden olur. Bir diÄŸeri de “satıcıların mallarını satmaya hevesli olup olmadıklarıdır”. Bir malın bolluÄŸunun ya da kıtlığının etkisi Garcia'yı deÄŸerlemenin marjinal fayda analizinin neredeyse eÅŸiÄŸine getirmiÅŸtir, ancak bunu aÅŸmamıştır.
ÖrneÄŸin, ekmeÄŸin etten daha deÄŸerli olduÄŸunu, çünkü insan yaÅŸamının korunması için daha gerekli olduÄŸunu söylemiÅŸtik. Ancak öyle bir zaman gelebilir ki ekmek o kadar bol, et ise o kadar kıt olur ki ekmek etten daha ucuza gelir.
İspanyol Skolastiklerinin Para Konusundaki GörüÅŸleri
İspanyol Skolastikleri de deÄŸer teorisini paraya uygulayarak Avusturya ekolünü öncelemiÅŸ ve böylece paranın genel deÄŸer teorisine entegrasyonunu baÅŸlatmışlardır. ÖrneÄŸin, 1568'de Jean Bodin'in maalesef arz-talep analizinin paraya uygulanması olarak adlandırılan ÅŸeyi baÅŸlattığına genellikle inanılır. Oysa ondan on iki yıl önce Salamanca'lı teolog Dominiken Martin de Azpilcueta Navarro (1493-1576), İspanyolların Yeni Dünya'dan altın ve gümüÅŸ ithal etmesinin yol açtığı enflasyonu açıklamak için kaleme almıştı.
Önceki Skolastiklere atıfta bulunan Azpilcueta, “paranın kıt olduÄŸu yerde bol olduÄŸu yerden daha deÄŸerli olduÄŸunu” beyan etmiÅŸtir. Neden mi? Çünkü “tüm ticari mallar büyük talep gördüÄŸünde ve arzı azaldığında pahalanır ve para da satılabildiÄŸi, takas edilebildiÄŸi ya da baÅŸka bir sözleÅŸme biçimiyle deÄŸiÅŸtirilebildiÄŸi ölçüde ticari maldır ve bu nedenle büyük talep gördüÄŸünde ve arzı azaldığında pahalanır.” Azpilcueta, “paranın İspanya'dakinden daha kıt olduÄŸu Fransa'da ekmeÄŸin, ÅŸarabın, kumaşın ve emeÄŸin çok daha az deÄŸerli olduÄŸunu deneyimlerimizle görüyoruz. İspanya'da bile, paranın kıt olduÄŸu zamanlarda, satılabilir mallar ve emek, ülkeyi altın ve gümüÅŸle dolduran Hint Adaları'nın keÅŸfinden sonra olduÄŸundan çok daha ucuza veriliyordu. Bunun nedeni, paranın kıt olduÄŸu yerde ve zamanda, bol olduÄŸu yerden ve zamandan daha deÄŸerli olmasıdır.”
Dahası, İspanyol Skolastikleri, arz-talep teorisini erken modern dönemde oldukça geliÅŸmiÅŸ bir kurum olan yabancı borsalara uygulamak için mantıklı bir ÅŸekilde ilerleyerek, klasik Mises-Cassel satın alma gücü paritesi, döviz kuru teorisini öngörmeye devam etti. İspanya'ya spekülatif para akışı, İspanyol escudo'sunun döviz cinsinden deÄŸer kaybetmesine ve İspanya içinde fiyatların yükselmesine neden oldu ve Skolastikler bu ÅŸaşırtıcı olguyla ilgilenmek zorunda kaldı. Salamancalı ünlü teolog Dominiken Domingo de Soto (1495-1560) 1553 yılında arz-talep analizini döviz kurlarına ilk kez tam olarak uyguladı. De Soto, “Medine'de para ne kadar bolsa, deÄŸiÅŸim koÅŸulları o kadar elveriÅŸsizdir ve İspanya'dan Flandre'a para göndermek isteyen kiÅŸinin ödemesi gereken fiyat o kadar yüksektir, çünkü İspanya'da paraya olan talep Flandre'dakinden daha azdır. Ve Medine'de para ne kadar azsa, orada o kadar az ödemesi gerekir, çünkü Medine'de para isteyenlerin sayısı Flandre'ye para gönderenlerden daha fazladır.”
De Soto'nun söylediÄŸi, para stoku arttıkça, her bir birim paranın nüfusa faydasının azaldığı ve bunun tersinin de geçerli olduÄŸudur; kısacası, paranın azalan marjinal faydası doktrinine ulaÅŸmasını engelleyen tek ÅŸey, marjinal birim kavramını tanımlayamamaktan kaynaklanan büyük tökezlemedir. Azpilcueta, yukarıda alıntılanan kısımda, de Soto'nun para arzının döviz kurları üzerindeki etkisine dair analizini uygulamış, aynı zamanda bir ülke içindeki paranın satın alma gücünü belirleyen bir arz ve talep teorisi ortaya koymuÅŸtur.
De Soto-Azpilcueta analizi İspanya'daki tüccarlara 1569 yılında, her zaman Latince yazan Skolastik teologların aksine İspanyolca bir ticari ahlak el kitabı yazan Dominiken rahip Tomás de Mercado (ö. 1585) tarafından yayılmıştır. Garcia tarafından takip edilmiÅŸ ve on altıncı yüzyılın sonunda Salamanca'lı teolog Dominiken Domingo de Bañez (1527-1604) ve Portekizli büyük Jesuit Luís de Molina (1535-1600) tarafından onanmıştır. Yüzyılın baÅŸlarında yazan Molina, teoriyi zarif ve kapsamlı bir ÅŸekilde ortaya koymuÅŸtur:
Paranın bir yerde baÅŸka bir yerden daha deÄŸerli olmasının baÅŸka bir yolu daha vardır; yani, orada baÅŸka bir yerden daha az olduÄŸu için. DiÄŸer ÅŸeyler eÅŸit olduÄŸunda, para nerede en bolsa, para dışındaki ÅŸeyleri satın almak amacıyla orada en az deÄŸerli olacaktır.
Nasıl ki mal bolluÄŸu fiyatların düÅŸmesine neden oluyorsa (para miktarı ve tüccar sayısı eÅŸit olduÄŸunda), para bolluÄŸu da fiyatların yükselmesine neden olur (mal miktarı ve tüccar sayısı eÅŸit olduÄŸunda). Bunun nedeni, malları satın almak ve karşılaÅŸtırmak amacıyla paranın kendisinin daha az deÄŸerli hale gelmesidir. Böylece İspanya'da paranın satın alma gücünün, bolluÄŸu nedeniyle, seksen yıl öncesine göre çok daha düÅŸük olduÄŸunu görüyoruz. O zamanlar iki dükaya satın alınabilen bir ÅŸey bugün 5, 6, hatta daha fazla ediyor. Ücretler de aynı oranda artmıştır, çeyizler, mülklerin fiyatı, hayırseverlikten elde edilen gelir ve diÄŸer ÅŸeyler de.
Aynı ÅŸekilde paranın Yeni Dünya'da (özellikle de en bol olduÄŸu Peru'da) İspanya'da olduÄŸundan çok daha az deÄŸerli olduÄŸunu görüyoruz. Ancak İspanya'dakinden daha kıt olduÄŸu yerlerde daha deÄŸerli olduÄŸunu görüyoruz. Paranın deÄŸeri de diÄŸer tüm yerlerde aynı olmayacak, deÄŸiÅŸecektir: ve bunun nedeni, diÄŸer ÅŸeyler eÅŸitken, miktarındaki farklılıklar olacaktır ... İspanya'nın kendi içinde bile paranın deÄŸeri deÄŸiÅŸir: genellikle Yeni Dünya'dan gelen gemilerin bulunduÄŸu ve bu nedenle paranın en bol olduÄŸu Sevilla'da en düÅŸük deÄŸerdedir.
Mal satın almak ya da taşımak için olsun, ... ya da baÅŸka herhangi bir nedenle olsun, paraya olan talep nerede en fazlaysa, deÄŸeri de orada en yüksek olacaktır. Paranın deÄŸerinin bir ve aynı yerde zaman içinde deÄŸiÅŸmesine neden olan da bu ÅŸeylerdir.
De Roover'ın Revizyonu
Orta çaÄŸ ve sonrası Skolastiklerin ekonomik düÅŸüncesi üzerine en önemli revizyonist çalışma Raymond de Roover'a aittir. Çalışmasını kısmen Grice-Hutchinson cildine dayandıran de Roover, ilk kapsamlı tartışmasını 1955 yılında yayınlamıştır. Orta çaÄŸ dönemi için de Roover özellikle on dördüncü yüzyıl baÅŸlarında yaÅŸamış Fransız Ockhamcı Skolastik Jean Buridan'a ve on beÅŸinci yüzyıl baÅŸlarında yaÅŸamış ünlü İtalyan vaiz Siena'lı San Bernardino'ya (1380-1444) iÅŸaret etmiÅŸtir. Buridan, deÄŸerin bireyler topluluÄŸunun insani istekleriyle ölçüldüÄŸünde ve piyasa fiyatının adil fiyat olduÄŸunda ısrar etmiÅŸtir. Dahası, gönüllü mübadelenin öznel tercihi gösterdiÄŸini belki de Avusturya öncesi bir tarzda açıklığa kavuÅŸturan ilk kiÅŸiydi, çünkü “bir atı parayla deÄŸiÅŸtiren kiÅŸi, parayı ata tercih etmeseydi bunu yapmazdı” demiÅŸtir. İşçilerin, aldıkları ücrete harcamak zorunda oldukları emekten daha fazla deÄŸer verdikleri için kendilerini kiraladıklarını da eklemiÅŸtir.
De Roover daha sonra, dönemin İspanyol üniversitelerinin kraliçesi olan Salamanca Üniversitesi merkezli on altıncı yüzyıl İspanyol Skolastiklerini ele aldı. Bu Skolastik ekolün etkisi Salamanca'dan Portekiz, İtalya ve Alçak Ülkelere yayılmıştır. De Roover, Grice-Hutchinson'ın katkısını özetlemenin ve kaynakçasına eklemenin yanı sıra hem de Soto'nun hem de Molina'nın, on üçüncü yüzyılın sonlarında yaÅŸamış olan Skolastik John Duns Scotus'un (1308) adil fiyatın üretim maliyeti artı makul bir kâr olduÄŸu görüÅŸünü “yanlış” olarak kınadıklarını; bunun yerine fiyatın piyasadaki arz ve talebin etkileÅŸimi olan ortak tahmin olduÄŸunu belirtmiÅŸtir. Molina ayrıca, alıcılar arasındaki rekabetin fiyatları yukarı çekeceÄŸini, alıcıların azlığının ise fiyatları aÅŸağı çekeceÄŸini belirterek rekabet kavramını ortaya atmıştır.
Daha sonraki bir makalesinde de Roover, adil fiyatın Skolastik teorisi üzerine yaptığı araÅŸtırmaları detaylandırmıştır. Adil fiyatın hayattaki durum, üretim maliyeti fiyatı olarak ortodoks görüÅŸünün neredeyse yalnızca on dördüncü yüzyıl Viyanalı Skolastik Henry of Langenstein'ın görüÅŸlerine dayandığını bulmuÅŸtur. Ancak de Roover, Langenstein'ın Ockhamlı William'ın azınlık görüÅŸlerinin takipçisi ve hakim Thomist geleneÄŸin dışında olduÄŸuna dikkat çekmiÅŸtir; Langenstein daha sonraki Skolastik yazarlar tarafından nadiren alıntılanmıştır. Bazı pasajları çeliÅŸkili yorumlara açık olsa da, de Roover Albertus Magnus (1193-1280) ve büyük öÄŸrencisi Thomas Aquinas'ın (1226-1274) adil fiyatı piyasa fiyatı olarak kabul ettiklerini göstermiÅŸtir. Aslında Aquinas, büyük bir kıtlığın yaÅŸandığı bir ülkeye buÄŸday getiren bir tüccarın durumunu ele almıştır; tüccar daha fazla buÄŸdayın yolda olduÄŸunu bilmektedir. BuÄŸdayını mevcut fiyattan satabilir mi, yoksa yeni malların yakında geleceÄŸini herkese duyurmalı ve fiyat düÅŸüÅŸüne maruz kalmalı mıdır? Aquinas, her ne kadar sonradan alıcıları bilgilendirmesinin daha erdemli olacağını eklese de, buÄŸdayı mevcut piyasa fiyatından satabileceÄŸini kesin bir dille söylemiÅŸtir. Dahası, de Roover Aquinas'ın pozisyonunun en seçkin yorumcusu olan on beÅŸinci yüzyılın sonlarında yaÅŸamış Skolastik Thomas de Vio, Kardinal Cajetan (1468-1534) tarafından özetlendiÄŸine iÅŸaret etmiÅŸtir. Cajetan, Aquinas için adil fiyatın “belirli bir zamanda, ortak bilgi varsayımı altında ve her türlü hile ve zorlamanın yokluÄŸunda alıcılardan alınabilecek fiyat” olduÄŸu sonucuna varmıştır.
İskoçlar tarafından savunulan adil fiyatın üretim maliyeti teorisi, daha sonraki Skolastikler tarafından sert bir ÅŸekilde saldırıya uÄŸramıştır. De Roover, Siena'lı San Bernardino'nun piyasa fiyatının üreticinin kazancı ya da kaybından, maliyetin üstünde ya da altında olmasından bağımsız olarak adil olduÄŸunu ilan ettiÄŸine dikkat çekmiÅŸtir. Salamanca okulunun kurucusu olan on altıncı yüzyılın baÅŸlarındaki büyük hukukçu Francisco de Vitoria (1480-1546 civarı) ve takipçileri, adil fiyatın iÅŸgücü maliyetleri veya masraflardan bağımsız olarak arz ve talep tarafından belirlendiÄŸinde ısrar etmiÅŸlerdir; verimsiz üreticiler veya beceriksiz spekülatörler beceriksizliklerinin ve kötü tahminlerinin sonuçlarına katlanmak zorundadırlar. Ayrıca de Roover, Skolastiklerin “ortak tahmin ‘in (communis aestimatio) adaleti üzerindeki genel vurgusunun ’piyasa deÄŸerlemesi” (aestimatio fori) ile özdeÅŸ olduÄŸunu, zira Skolastiklerin bu iki Latince ifadeyi birbirinin yerine kullandığını açıkça ortaya koymuÅŸtur.
Ancak De Roover, piyasa fiyatının bu ÅŸekilde kabul edilmesinin Skolastiklerin laissez-faire pozisyonunu benimsedikleri anlamına gelmediÄŸini belirtmiÅŸtir. Aksine, piyasa eylemi yerine hükümetin fiyat belirlemesini kabul etmeye genellikle istekliydiler. Ancak Azpilcueta'nın başını çektiÄŸi ve Molina'nın da dahil olduÄŸu birkaç önde gelen Skolastik, tüm fiyat sabitlemelerine karşı çıkmıştır; Azpilcueta'nın ifade ettiÄŸi gibi, fiyat kontrolleri bolluk zamanlarında gereksiz, kıtlık zamanlarında ise etkisiz ya da olumlu anlamda zararlıdır.
David Herlihy, de Roover'in makalesine yaptığı yorumda, modern ticari kapitalizmin doÄŸduÄŸu yer olan on ikinci ve on üçüncü yüzyılların kuzey İtalyan ÅŸehir devletlerinde, piyasa fiyatının genellikle “doÄŸru” ve “gerçek” olduÄŸu için, “hile veya sahtekarlık olmadan belirlenmiÅŸ veya kullanılmışsa” adil olarak kabul edildiÄŸini belirtmiÅŸtir. Herlihy'nin özetlediÄŸi gibi, bir nesnenin adil fiyatı, “iki yoldan biriyle belirlenen gerçek deÄŸeridir: benzersiz nesneler için, satıcı ve alıcı arasındaki dürüst pazarlıkla; temel mallar için, hile veya komplo olmadan kurulan pazar yerinin uzlaÅŸmasıyla.”
John W. Baldwin'in on ikinci ve on üçüncü yüzyılların Yüksek Orta çaÄŸ’ında adil bedel teorilerine iliÅŸkin nihai açıklaması, de Roover'ın revizyonist görüÅŸünü fazlasıyla doÄŸrulamıştır. Baldwin, orta çaÄŸ yazarları arasında üç önemli ve etkili grup olduÄŸuna iÅŸaret etmiÅŸtir: teologlar (incelemekte olduÄŸumuz), Roma hukukçuları ve kanon hukukçuları. Romanistler, kanonistlerin de katılımıyla, Roma özel hukukunun adil fiyatın alıcılar ve satıcılar arasındaki serbest pazarlık sonucu ulaşılan fiyat olduÄŸu ilkesine sıkı sıkıya baÄŸlı kalmışlardır.[20] Baldwin, Aquinas'tan önceki Yüksek Orta ÇaÄŸ teologlarının bile mevcut piyasa fiyatını adil fiyat olarak kabul ettiklerini göstermiÅŸtir.
Birkaç yıl sonra de Roover, daha geniÅŸ bir konu olan ticaret ve mübadele konusunda Skolastiklerin görüÅŸlerine yönelmiÅŸtir. Orta çaÄŸ Kilisesi'nin ticareti kiÅŸisel kurtuluÅŸu tehlikeye attığı için hoÅŸ karşılamadığına dair eski görüÅŸün kısmen geçerliliÄŸini kabul etti; ya da daha doÄŸrusu, ticaret dürüst olabilirken, günah için büyük bir cazibe oluÅŸturduÄŸunu söyledi. Ancak, onuncu yüzyıldan sonra ticaret geliÅŸtikçe, kilisenin ticaret ve mübadelenin yararları fikrine adapte olmaya baÅŸladığına dikkat çekmiÅŸtir. Dolayısıyla, on ikinci yüzyılda yaÅŸamış skolastik Lombard Peter'in (1100-1160 civarı) ticareti ve askerliÄŸi baÅŸlı başına günahkâr uÄŸraÅŸlar olarak kınadığı doÄŸruyken, on üçüncü yüzyılda Albertus Magnus ve öÄŸrencisi Thomas Aquinas'ın yanı sıra Aziz Bonaventure (1221-1274) ve Papa V. Innocent (1225-1276) tarafından ticarete iliÅŸkin çok daha iyimser bir görüÅŸ ortaya konmuÅŸtur. Ticaret günaha yol açsa da kendi başına günah deÄŸildir; aksine, mübadele ve iÅŸ bölümü vatandaÅŸların ihtiyaçlarını karşılamada faydalıdır. Dahası, on dördüncü yüzyılın baÅŸlarında yaÅŸamış olan Skolastik Richard of Middleton, hem alıcının hem de satıcının mübadeleden kazançlı çıkacağı fikrini geliÅŸtirmiÅŸtir, zira her biri mübadelede aldığını verdiÄŸine tercih ettiÄŸini göstermektedir. Middleton bu fikri uluslararası ticarete de uygulamış ve her iki ülkenin de ihtiyaç fazlası ürünlerini deÄŸiÅŸ tokuÅŸ ederek fayda saÄŸladığına iÅŸaret etmiÅŸtir. Her ülkenin tüccarları ve vatandaÅŸları fayda saÄŸladığından, taraflardan hiçbiri diÄŸerini sömürmemektedir.
Aynı zamanda, Aquinas ve diÄŸer teologlar “açgözlülüÄŸü” ve kazanç sevgisini kınamış, ticari kazancın ancak “baÅŸkalarının iyiliÄŸine” yönelik olduÄŸunda haklı görülebileceÄŸini belirtmiÅŸlerdir; ayrıca Aquinas, kiÅŸinin “hayattaki konumunu” iyileÅŸtirme çabası olarak “açgözlülüÄŸe” saldırmıştır. Ancak, de Roover'ın da iÅŸaret ettiÄŸi gibi, on altıncı yüzyılın baÅŸlarında yaÅŸamış büyük İtalyan Thomas Kardinal Cajetan bu görüÅŸü, eÄŸer bu doÄŸru olsaydı, her insanın mevcut mesleÄŸinde ve gelirinde donup kalması gerekeceÄŸini göstererek düzeltmiÅŸtir. Aksine, Cajetan'a göre, sıra dışı yeteneklere sahip insanlar dünyada yükselebilmelidir. Aquinas gibi kuzey Avrupalıların aksine, Cajetan İtalyan ÅŸehirlerindeki ticarete ve yukarı doÄŸru sosyal hareketliliÄŸe oldukça aÅŸinaydı. Dahası, Aquinas bile fiyatların kiÅŸinin hayattaki konumuna göre belirlenmesi gerektiÄŸi fikrini açıkça reddetmiÅŸ, herhangi bir malın satış fiyatının giriÅŸimci ister fakir ister zengin olsun aynı olma eÄŸiliminde olduÄŸuna iÅŸaret etmiÅŸtir.
De Roover, on beÅŸinci yüzyılın baÅŸlarında yaÅŸamış olan Siena'lı Skolastik San Bernardino'yu giriÅŸimcinin ekonomik iÅŸlevini ayrıntılı olarak ele alan tek teolog olarak selamlamıştır. San Bernardino, baÅŸarılı giriÅŸimcinin çaba, çalışkanlık, piyasa bilgisi ve risklerin hesaplanması gibi sıra dışı nitelik ve yeteneklerinden bahsetmiÅŸ ve yatırılan sermaye üzerinden elde edilen kârın, giriÅŸimcinin risk ve çabasının karşılığı olarak haklı görülebileceÄŸini yazmıştır. Kârın kabulü, on üçüncü yüzyıla ait bir hesap defterindeki bir sloganla ölümsüzleÅŸtirilmiÅŸtir: “Tanrı ve kâr adına.”
De Roover'in bu alandaki son çalışması San Bernardino ve çaÄŸdaşı Floransalı Sant'Antonino (1389-1459) üzerine bir kitapçıktır. San Bernardino'nun ticaret ve giriÅŸimci hakkındaki görüÅŸlerine göre, ticaret mesleÄŸi günaha yol açabilir, ancak piskoposlarınki de dahil olmak üzere diÄŸer tüm meslekler de günaha yol açabilir. Tüccarların günahlarına gelince, bunlar dolandırıcılık, ürünlerin yanlış tanıtılması, taÄŸÅŸiÅŸ edilmiÅŸ ürünlerin satılması ve yanlış ağırlık ve ölçülerin kullanılması gibi yasadışı faaliyetlerin yanı sıra bir borcun vadesi geldikten sonra alacaklıları paraları için bekletmekten oluÅŸur. Ticarete gelince, San Bernardino'ya göre birkaç çeÅŸit faydalı tüccar vardır: ithalatçı-ihracatçı, depocu, perakendeci ve imalatçı.
San Bernardino baÅŸarılı iÅŸ adamlarının sahip olması gereken nadir nitelikleri ve erdemleri tanımlamıştır. Bunlardan biri verimliliktir (industria); bu da nitelikler, fiyatlar ve maliyetler hakkında bilgi sahibi olmayı ve riskleri deÄŸerlendirip kâr fırsatlarını tahmin edebilmeyi içerir ki bunu “gerçekten de çok az kiÅŸi yapabilir” demiÅŸtir. GiriÅŸimcilik yeteneÄŸi bu nedenle risk alma isteÄŸini de içerir (pericula). İş adamları sorumluluk sahibi ve ayrıntılara dikkat eden kiÅŸiler olmalıdır; ayrıca zahmet ve emek de gereklidir. BaÅŸarı için gerekli olan iÅŸlerin akılcı ve düzenli bir ÅŸekilde yürütülmesi de San Bernardino tarafından övülen bir diÄŸer erdemdir.
Tekrar Skolastik deÄŸer ve fiyat görüÅŸüne dönen de Roover, Aquinas kadar erken bir dönemde, fiyatların doÄŸadaki felsefi derecelerine göre deÄŸil, ilgili ürünlerin insan ve insan istekleri için yararlılık veya fayda derecesine göre belirlendiÄŸine dikkat çekmiÅŸtir. De Roover'ın Aquinas hakkında yazdığı gibi, “Bu pasajlar açık ve nettir; deÄŸer faydaya, yararlılığa veya insan isteklerine baÄŸlıdır. Hiçbir yerde deÄŸerin yaratıcısı ya da ölçüsü olarak emekten bahsedilmemektedir.”
İspanyol Skolastiklerinden bir asır önce ve Francisco Garcia'nın sofistike formülasyonundan bir buçuk asır önce, San Bernardino fiyatın kıtlık (raritas), yararlılık (virtuositas) ve zevk ya da arzu edilebilirlik (compacibilitas) tarafından belirlendiÄŸini göstermiÅŸti. Bir malın bolluÄŸu deÄŸerinin düÅŸmesine, kıtlığı ise yükselmesine neden olur. Dahası, bir malın deÄŸerinin olması için yararlılığa ya da “nesnel fayda” olarak adlandırabileceÄŸimiz ÅŸeye sahip olması gerekir; ancak bu çerçevede deÄŸer, bireysel tüketiciler için sahip olduÄŸu karmaşıklık ya da “öznel fayda” tarafından belirlenir.
Yine, tam ölçekli bir Avusturya öncesi deÄŸer teorisi için sadece marjinal unsur eksiktir. Klasik iktisatçıların “deÄŸer paradoksu ”na daha sonraki Avusturyacı çözümün eÅŸiÄŸine gelen San Bernardino, susuzluktan ölmek üzere olan bir adam için bir bardak suyun neredeyse paha biçilemeyecek kadar deÄŸerli olacağını, ancak neyse ki suyun, insan yaÅŸamı için kesinlikle gerekli olmasına raÄŸmen, normalde o kadar bol olduÄŸunu ve düÅŸük bir fiyata ya da hatta hiç fiyata sahip olmadığını belirtmiÅŸtir.
Schumpeter'in öznel faydanın kuruluÅŸunu Sant'Antonino'ya atfetmesini düzelten ve onun bunu San Bernardino'dan aldığını gözlemleyen de Roover, son zamanlarda yapılan araÅŸtırmaların Bernardino'nun kendi analizini neredeyse kelimesi kelimesine on üçüncü yüzyılın sonlarında yaÅŸamış bir Provençal Skolastik olan Pierre de Jean Olivi'den (1248-1298) aldığını gösterdiÄŸini ortaya koymuÅŸtur. GörünüÅŸe göre Bernardino, Fransisken tarikatının baÅŸka bir kolundan gelen Olivi'nin o dönemde sapkınlıkla suçlanması nedeniyle Olivi'ye itibar etmemiÅŸtir.
“Adil fiyat” kavramına dönecek olursak, de Roover, Olivi'yi takiben San Bernardino'nun bir mal veya hizmetin fiyatını “topluluÄŸun tüm vatandaÅŸları tarafından ortaklaÅŸa yapılan tahmin” olarak kabul ettiÄŸini açıkça ortaya koymuÅŸtur. Adil fiyatı “piyasanın tahminine göre belirli bir zamanda geçerli olan fiyat, yani satılık malların o sırada belirli bir yerde genel olarak ne kadar deÄŸerli olduÄŸu” olarak tanımladığından, bunu açıkça piyasanın deÄŸerlemesi olarak kabul etmiÅŸtir.
Ücretler iki İtalyan rahip tarafından malların fiyatlarıyla aynı ÅŸekilde ele alınmıştır. San Bernardino'ya göre, “Mal fiyatları için geçerli olan kurallar hizmet fiyatları için de geçerlidir ve bunun sonucunda adil ücret de piyasada iÅŸleyen güçler tarafından, baÅŸka bir deyiÅŸle emek talebi ve mevcut arz tarafından belirlenecektir.” Bernardino'ya göre bir mimara bir hendek kazıcısından daha fazla ücret ödenir, çünkü “birincisinin iÅŸi daha fazla zeka, daha fazla yetenek ve daha uzun eÄŸitim gerektirir ve sonuç olarak daha az nitelik.... Dolayısıyla ücret farklılıkları kıtlıkla açıklanmalıdır çünkü vasıflı iÅŸçiler vasıfsızlara göre daha az sayıdadır ve yüksek pozisyonlar çok sıra dışı beceri ve yetenek kombinasyonları gerektirmektedir.” Sant'Antonino, bir iÅŸçinin ücretinin, diÄŸerleri gibi, sahtekarlığın olmadığı durumlarda piyasanın ortak tahmini ile doÄŸru bir ÅŸekilde belirlenen bir fiyat olduÄŸu sonucuna varmıştır.
Skolastikler'den sonra
On altıncı yüzyıl boyunca ve sonrasında Roma Katolik kilisesi ve Skolastik felsefe, önce Protestanların sonra da rasyonalistlerin giderek daha ÅŸiddetli saldırılarına maruz kaldı, ancak sonuç Skolastik felsefe ve ekonominin etkisini ortadan kaldırmak deÄŸil, bu etkiyi maskelemek oldu, çünkü ilan edilen düÅŸmanları genellikle yazılarından alıntı yapmakta baÅŸarısız oluyorlardı. Böylece, on yedinci yüzyılın baÅŸlarındaki büyük Hollandalı Protestan hukukçu Hugo Grotius (1583-1645), deÄŸerin temel belirleyicileri olarak istek ve faydaya yapılan vurgu ve fiyatın belirlenmesinde piyasanın ortak tahmininin önemi de dahil olmak üzere Skolastik doktrinin çoÄŸunu benimsemiÅŸtir.
Aslında Grotius, İspanyol Skolastikleri Azpilcueta Navarro ve Covarrubias'a açıkça atıfta bulunmuÅŸtur. On altıncı yüzyılın İspanyol Skolastiklerini daha da açık bir ÅŸekilde takip edenler, Luís de Molina'nın arkadaşı olan oldukça etkili Flaman Cizvit Leonardus Lessius (1554-1623) ve risalesi ilk olarak 1642'de yayınlanan ve sonraki üç yüzyılda birçok kez yeniden basılan daha da etkili İspanyol Cizvit Kardinal Juan de Lugo (1583-1660) dahil olmak üzere bir sonraki yüzyılın Cizvit teologlarıydı. Ayrıca on yedinci yüzyılda Skolastikler ve Salamanca okulunu açıkça takip eden Cenevizli filozof ve hukukçu Sigismundo Scaccia (1618 civarı), risalesi geniÅŸ çapta yeniden basılmış ve Antonio de Escobar (1652 civarı) bir ahlak el kitabının yazarı olmuÅŸtur.
Daha sonraki iktisadi düÅŸünce için baskın Protestan eÄŸilimine dönecek olursak, Grotius'un hukuki ve iktisadi doktrinleri on yedinci yüzyılın sonlarında İsveçli Lutherci hukukçu Samuel Pufendorf (1632-1694) tarafından yakından takip edilmiÅŸtir. Pufendorf, fayda ve kıtlık ile deÄŸer ve fiyatın belirlenmesinde piyasanın ortak tahmini konusunda Grotius'u takip ederken ve İspanyol Skolastiklerinin yazılarına kesinlikle baÅŸvururken, hocası üzerindeki bu nefret edilen Skolastik etkilere tüm atıfları bırakan rasyonalist Pufendorf'tur. Dolayısıyla, Grotian doktrini İskoçya'ya, Pufendorf'u İngilizceye çeviren Glasgow'daki ahlak felsefesi profesörü Gershom Carmichael (1672-1729) tarafından on sekizinci yüzyılın baÅŸlarında getirildiÄŸinde, Skolastik etkilere dair bilgi kaybolmuÅŸtur. Dolayısıyla, Carmichael'in büyük öÄŸrencisi ve halefi Francis Hutcheson ile birlikte fayda, emek ve üretim maliyeti deÄŸer teorileri tarafından zayıflatılmaya baÅŸlanmış, nihayet Hutcheson'un öÄŸrencisi Adam Smith (1723-1790) Ulusların ZenginliÄŸi'ni yazdığında, Avusturya öncesi Skolastik etki ne yazık ki tamamen ortadan kalkmıştır. Schumpeter, de Roover ve diÄŸerlerinin Smith ve daha sonra Ricardo'nun iktisadı yanlış bir yola soktuÄŸu ve daha sonraki marjinalistlerin (Avusturyalılar da dahil) bunu düzeltmek zorunda kaldığı görüÅŸü buradan kaynaklanmaktadır.
Skolastik doktrinin Kıta'daki, özellikle de Katolik ülkelerdeki iktisatçılar üzerinde daha kalıcı bir etkisi olmuÅŸtur. Bu nedenle, on sekizinci yüzyılın ortalarında yaÅŸamış parlak bir İtalyan olan Abbé Ferdinando Galiani (1728-1787), tarihçiler tarafından genellikle fiyatın belirleyicileri olarak fayda ve kıtlık kavramlarını tam anlamıyla icat eden kiÅŸi olarak anılır. O rasyonalist çaÄŸda kimse Skolastik yazıları vurgulamak istemiyordu, ancak Galiani'nin eserinde güçlü Skolastik etki tespit edilebilir, hatta deÄŸerle ilgili bölümü Salamanca SkolastiÄŸi Diego Covarrubias y Leiva'ya açık bir atıf içerir. Galiani'nin genç iktisatçıyı yetiÅŸtiren amcası Celestino, baÅŸpiskopos olmadan önce ahlaki teoloji profesörüydü ve bu nedenle ÅŸüphesiz on sekizinci yüzyılın İtalyan kütüphanelerini dolduran konuyla ilgili Skolastik literatüre aÅŸinaydı. Galiani'nin çaÄŸdaşı İtalyan iktisatçı Antonio Genovesi (1712-1769) de Skolastik düÅŸünceden doÄŸrudan etkilenmiÅŸti; Napoli Üniversitesi'nde etik ve ahlak felsefesi profesörü olarak görev yapmıştı.
Fayda, kıtlık ve piyasanın ortak tahmininin merkezi rolü Galiani'den Fransa'ya, on sekizinci yüzyılın sonlarında Fransız baÅŸrahip Etienne Bonnot de Condillac'a (1714-1780) ve diÄŸer büyük baÅŸrahip Robert Jacques Turgot'ya (1721-1781) yayıldı. Selefi olarak sadece Galiani'yi tanıyan Turgot, malların fiyatlarını ve paranın deÄŸerini, piyasadaki bireylerin öznel deÄŸerlemelerinden inÅŸa edilecek piyasanın “ortak tahminlerinin” sonucu olarak görerek Salamanca okulunu yinelemiÅŸtir. Francois Quesnay (1694-1774) ve on sekizinci yüzyıl Fransız fizyokratları da -genellikle ekonomi biliminin kurucuları olarak kabul edilirler- hem doÄŸal hukuk teorilerinde hem de tüketim ve öznel deÄŸere yaptıkları vurguda Skolastiklerden büyük ölçüde etkilenmiÅŸlerdir. Skolastik doktrin, doÄŸal hukuk doktrininin yanı sıra piyasanın mevcut ortak tahmini tarafından belirlenen fiyat analizi de dahil olmak üzere, ÅŸiddetle Katolik karşıtı Encyclopédie'de bile yer almaktadır. On dokuzuncu yüzyılda bile, gelecek için bir fayda modelini savunan Jean-Baptist Say'da (1767-1832) Condillac ve Turgot'nun güçlü izleri görülür.
Schumpeter, Grice-Hutchinson ve de Roover'ın araÅŸtırmalarını yayınladıkları dönemde Emil Kauder de benzer bir revizyonist bakış açısı ortaya koymuÅŸtur. Kauder, Skolastikler ile Galiani arasındaki baÄŸlantının izini ilk olarak on altıncı yüzyılın ortalarında yaÅŸamış İtalyan siyasetçi Gian Francesco Lottini'ye (1512-1572) kadar sürdü. Lottini'nin ilk olarak temel bir zaman tercihi kavramı üzerinde çalıştığını göstermiÅŸtir: insanların ÅŸimdiki isteklerini gelecekten daha yüksek deÄŸerlendirdiÄŸi. Bir sonraki baÄŸlantı, 1588'de öznel deÄŸer teorisini paraya uygulayan geç on altıncı yüzyıl İtalyan tüccarı Bernardo Davanzati (1529-1606) idi. Gerçekten de Schumpeter çok geçmeden Davanzati'nin “deÄŸer paradoksunu” da çözdüÄŸüne iÅŸaret edecekti: “Su çok faydalıdır ama piyasada çok bol olduÄŸu için deÄŸerli deÄŸildir.” Davanzati'nin San Bernardino'dan etkilenip etkilenmediÄŸi bilinmemektedir. Onu neredeyse bir yüzyıl sonra İtalyan matematik profesörü Geminiano Montanan (1633-1687) takip etmiÅŸtir. Galiani daha sonra kesinlikle Davanzati'den etkilenmiÅŸtir.
Kauder daha sonra Galiani'nin büyük katkılarını özgün bir ÅŸekilde geliÅŸtirmiÅŸtir. Çünkü Galiani sadece fiyatın belirleyicileri olarak bilinen fayda ve kıtlık teorisini kapsamlı bir ÅŸekilde ortaya koymakla kalmamış -ki Avusturya teorisine ulaÅŸmak için sadece marjinal ilke eksikti- aynı zamanda fayda teorisini emeÄŸin ve diÄŸer üretim faktörlerinin deÄŸerine uygulamaya devam etmiÅŸtir. Çünkü emeÄŸin deÄŸeri de, dikkate alınan belirli bir emek türünün faydası ve kıtlığı tarafından belirlenir. DoÄŸa sadece az sayıda yetenekli insan ürettiÄŸinden, yüksek vasıflılara sıradan bir iÅŸçiden çok daha fazla ücret ödenir. Ancak sadece bu da deÄŸil; Galiani'ye göre deÄŸeri belirleyen emek maliyeti deÄŸil, emek maliyetini belirleyen deÄŸer ve tüketici tercihidir.
Ayrıca Galiani, Böhm-Bawerk öncesi bir zaman tercihli faiz teorisine de deÄŸinmiÅŸtir; faiz, ÅŸimdiki ve gelecekteki para arasındaki farktır. Turgot daha sonra Galiani'nin fayda teorisini izole mübadelenin detaylı bir analizine uygulayarak Avusturyalıları öngörmüÅŸtür. Turgot, ayrıca, Schumpeter'in de belirttiÄŸi gibi, üretimin zaman analizini geliÅŸtirmiÅŸ ve on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar eÅŸine rastlanmayacak olan azalan verimler yasasının Avusturya öncesi genel bir analizini yapmıştır. Schumpeter oldukça haklı olarak, “analitik iktisadın, Turgot'nun risalesinin yayınlanmasından sonraki yirmi yıl içinde, içeriÄŸi doÄŸru bir ÅŸekilde anlaşılmış ve uyanık bir meslek tarafından özümsenmiÅŸ olsaydı ulaÅŸabileceÄŸi yere gelmesinin bir yüzyıl sürdüÄŸünü söylemek çok fazla deÄŸildir” diye yazmıştır. Bunun yerine, Kauder'in de belirttiÄŸi gibi, İngiliz maliyet teorisinin yükselen dalgasına karşı Galiani'nin fayda teorisini son bir gayretle ve ihmal edilmiÅŸ bir ÅŸekilde savunmak Condillac'a kalmıştır. Condillac'ın keskin ifadesiyle, “Bir ÅŸey, insanların sandığı gibi maliyeti olduÄŸu için bir deÄŸere sahip deÄŸildir; bunun yerine bir deÄŸere sahip olduÄŸu için maliyeti vardır.”
Kauder, büyüleyici bir tamamlayıcı makalede, Büyük Britanya'da emek miktarı ve üretim maliyeti teorisinin yükseliÅŸi ve hakimiyetine kıyasla, Kıta'da fayda ve öznel deÄŸer teorisinin sürekliliÄŸi üzerine spekülasyon yapmıştır. On dokuzuncu yüzyıl öncesi Fransız ve İtalyan sübjektivistlerinin hepsinin Katolik olması (ve elbette buna orta çaÄŸ ve on altıncı yüzyıl Skolastiklerini de ekleyebilirdi), buna karşılık İngiliz iktisatçıların hepsinin Protestan ya da daha doÄŸrusu Kalvinist olması Kauder'in özellikle ilgisini çekmiÅŸtir. Kauder, John Locke ve özellikle Adam Smith'i Kıta geleneÄŸini reddetmeye (Smith Turgot'yu tanıyor ve Grotius'u okuyordu) ve bir emek deÄŸer teorisini vurgulamaya iten ÅŸeyin Kalvinist eÄŸitimleri olduÄŸunu tahmin ediyordu. Kalvinistler çalışmanın ya da emeÄŸin ilahi olduÄŸuna inanıyorlardı; bu iz Smith ve diÄŸerlerini ekonomik deÄŸerin emek teorisini benimsemeye yönlendirmiÅŸ olamaz mı?
Ayrıca Kauder, on sekizinci yüzyılın ortalarına kadar Fransız ve İtalyan üniversitelerinde, özellikle Cizvitler ve diÄŸer dini tarikatlar tarafından aktarıldığı ÅŸekliyle Aristotelesçi felsefenin hakim olduÄŸuna dikkat çekmiÅŸtir. Kauder, Kalvinizmin aksine, Aristotelesçi-Thomist felsefenin çalışmayı ya da emeÄŸi ilahi olarak yüceltmediÄŸini; çalışmanın gerekli olabileceÄŸini, ancak “ılımlı zevk arayışı ve mutluluÄŸun”, kısacası faydanın, “ekonomik eylemlerin merkezini oluÅŸturduÄŸunu” ekledi. Kauder, “eÄŸer ılımlı bir biçimde haz ekonominin amacı ise, o zaman Aristotelesçi nihai neden kavramını izleyerek, deÄŸerleme de dahil olmak üzere ekonominin tüm ilkelerinin bundan türetilmesi gerektiÄŸi” sonucuna varmıştır.
Kauder, kendi varsayımının kanıtlanamayacak bir varsayım olduÄŸunu ve özellikle on dokuzuncu yüzyıl için geçerli olmadığını kabul etmiÅŸtir. Bununla birlikte, Alfred Marshall'ın tam marjinal fayda teorisini benimsememesi ve bunun yerine Ricardo'nun nesnel üretim maliyeti teorisinin yeniden canlandırılması lehine teoriyi bir kenara itmesi için ilgi çekici bir açıklama sunmuÅŸtur. Bu açıklama Marshall'ın ÅŸüphesiz güçlü Evanjelik ve Kalvinist geçmiÅŸinde yatmaktadır.
Son olarak Emil Kauder, Aristoteles felsefesinin Avusturya okulunun kurucuları üzerindeki doÄŸrudan etkisini ikna edici bir ÅŸekilde göstermiÅŸ ve bu sonucu on dokuzuncu yüzyılın sonlarındaki diÄŸer marjinalist okullarla karşılaÅŸtırmıştır. İlk olarak, ekonomik yasaların sosyal niceliklerle ilgili hipotezler olduÄŸuna inanan Jevons ve Walras'ın aksine, Carl Menger ve takipçileri, ekonominin olguların niceliklerini deÄŸil, deÄŸer, kâr ve diÄŸer ekonomik kategoriler gibi gerçek varlıkların altında yatan özleri araÅŸtırdığını savunmuÅŸlardır. Yüzeysel görünümlerin altında yatan özlere olan inanç Aristotelesçidir ve Kauder, Menger'in metodolojik çalışmalarında Aristoteles'i kapsamlı bir ÅŸekilde incelediÄŸine ve ondan alıntı yaptığına dikkat çekmiÅŸtir. Kauder ayrıca Oskar Kraus tarafından Avusturya ve Aristoteles'in imputasyon teorileri arasında keÅŸfedilen benzerliklere de dikkat çekmiÅŸtir.
Kauder ayrıca Menger'in madde ve form arasındaki temel Aristotelesçi ayrımı ekonomi teorisine uyguladığına dikkat çekmiÅŸtir: ekonomi teorisi olayların altında yatan formla ilgilenirken, tarih ve istatistik somut maddeyle ilgilenir. Somut tarihsel vakalar, genel düzenliliklerin örneklemeleri, potansiyelleri içeren Aristotelesçi madde iken, ekonomik yasalar “potansiyeli hayata geçiren Aristotelesçi biçimlerdir, yani tüm zamanlar ve yerler için geçerli yasaları ve kavramları saÄŸlarlar.”
İkincisi, Menger, Jevons ve Walras'ın aksine, matematiksel denklemlerde ifade edilen ekonomik yasaların sadece keyfi ifadeler olduÄŸunu; aksine, gerçek ekonomik yasaların “kesin” olduÄŸunu, Menger'in terminolojisinde zamana ve yere göre deÄŸiÅŸmeyen dizileri tanımlayan sabit yasalar anlamına geldiÄŸini savunmuÅŸtur. Böylece, Menger ve Avusturyalılar “tüm tarihsel özelliklerden arındırılmış ... ebedi bir ekonomi yapısı” inÅŸa ederler.
Kısacası, Menger ve onu takip eden Böhm-Bawerk, ekonomik yasaların mutlak ve apodiktik gerçekliÄŸini savunan Aristotelesçi sosyal ontologlardı. Kauder, çaÄŸdaÅŸ iktisatta “sadece üç [Marjinalist] öncünün en sadık öÄŸrencisi olan von Mises'in iktisat yasalarının ontolojik karakterini koruduÄŸuna” dikkat çekmiÅŸtir. Onun insan eylemi teorisi 'eylemin özü hakkında bir düÅŸüncedir'. Ekonomik yasalar 'ontolojik gerçekler' saÄŸlar.”
Son olarak, Jevons-Walras matematiksel yöntemi zorunlu olarak “birbirine baÄŸlı olguların fonksiyonları” ile ilgilenirken, Menger ve Avusturyalılar için ekonomik yasalar genetik ve nedenseldir, tüketicinin faydasından ve eyleminden piyasa sonucuna doÄŸru ilerler. Kauder'in belirttiÄŸi gibi:
Marshall için deÄŸer ve maliyet, arz ve talep, fonksiyonel baÄŸlantıları bir denklem ya da geometrik bir ÅŸekil ile açıklanabilen birbirine baÄŸlı faktörlerdir. Wieser, Menger ve özellikle Böhm-Bawerk için tüketicinin istekleri nedensel bağın baÅŸlangıcı ve sonudur. Ekonomik eylemin amacı ve nedeni aynıdır. Böhm-Bawerk'e göre nedensellik ve teleoloji arasında hiçbir fark yoktur. Argümanının Aristotelesçi kökenini biliyordu.
Kauder ayrıca, Robinson Crusoe modelinden kelimelerle ilerleyen ve ardından adım adım tam geliÅŸmiÅŸ bir ekonomiye doÄŸru ilerleyen karakteristik Avusturyalı yöntemin, “potansiyelden gerçekleÅŸmeye doÄŸru hareketin yalnızca sistemin yapısını deÄŸil, aynı zamanda düÅŸüncelerin sunumunu da belirlediÄŸi” Aristotelesçi entelechy kavramıyla uyumlu olduÄŸuna dikkat çekti.
Kauder, felsefi realizm ve sosyal ontoloji için tüm marjinalistler arasında Avusturya'nın seçimini açıklamaya çalışırken, Aristoteles, Thomas Aquinas ve diÄŸer realist felsefe okullarının Avusturya entelektüel iklimi üzerindeki on dokuzuncu yüzyıl sonu etkilerine iÅŸaret etmiÅŸtir. En etkili olan Aristoteles, on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar dikkatle incelenmiÅŸ ve Avusturya'daki ortaokullarda sıklıkla okutulmuÅŸtur. Yirminci yüzyılın başında Avusturya okullarında realizm yerini ampirizme bırakırken, “aralarında Wieser'in de bulunduÄŸu birçok ünlü Avusturyalının entelektüel yuvası olan Viyana Schotten Gymnasium'u, 1918'den sonra bile öÄŸrencilerin Aristoteles'in metafiziÄŸini orijinal Yunancasından okumalarını zorunlu kılmıştır.” Buna karşın, on dokuzuncu yüzyıl boyunca Aristoteles felsefesinin İngiltere ve hatta Fransa'daki etkisi neredeyse sıfırdı.
Son yıllarda, revizyonist akademisyenler Avusturya iktisat okulunun tarih öncesine iliÅŸkin bilgilerimizi açıkça deÄŸiÅŸtirdiler. Aristoteles'e dayanan, Orta ÇaÄŸ ve daha sonraki İtalyan ve İspanyol Skolastikleri boyunca devam eden ve daha sonra Adam Smith'in gününe kadar Fransız ve İtalyan iktisatçıları etkileyen uzun ve güçlü bir proto-Avusturya Skolastik iktisat geleneÄŸinin ortaya çıktığını görüyoruz. Carl Menger ve Avusturyalıların baÅŸarısı, İngiliz klasik ekonomi politiÄŸi çerçevesinde tamamen yeni bir sistem kurmaktan çok, klasik okul tarafından bir kenara itilmiÅŸ olan eski geleneÄŸi canlandırmak ve detaylandırmak olmuÅŸtur.
Notlar
1. Lewis H. Haney, History of Economic Thought, 4th ed. (New York: Macmillan, 1949), pp. 106–8.
2. R.H. Tawney, Religion and the Rise of Capitalism (New York: New American Library, 1954), pp. 38–39.
3. Joseph A. Schumpeter, A History of Economic Analysis (New York: Oxford University Press, 1954).
4. Marjorie Grice-Hutchinson, The School of Salamanca: Readings in Spanish Monetary Theory, 1544–1605 (Oxford: Clarendon Press, 1952).
5. Ibid., p. 27.
6. Luis Saravia de la Calle, Instruccion de mercaderes (1544), in Grice-Hutchinson, School of Salamanca, pp. 79–82.
7. Ibid., p. 48.
8. Francisco García, Tratado utilisimo y muy general de todos los contractos (1583), in Grice-Hutchinson, School of Salamanca, pp. 104–5.
9. Martín de Azpilcueta Navarro, Comentario resolutorio de usuras (1556), in Grice-Hutchinson, School of Salamanca, pp. 94–95.
10. Domingo de Soto, De Justitia et Jure (1553), in Grice-Hutchinson, School of Salamanca, p 55.
11. Luís de Molina, Disputationes de Contractibus (1601), in Grice-Hutchinson, School of Salainanca, pp. 113–14; Tomás de Mercado, Tratos y contratos de mercaderes (1569), ibid., pp. 57–58 and; Domingo de Baftez, De Justitia et Jure(1594), ibid., pp. 96–103.
12. Raymond de Roover, “Scholastic Economics: Survival and Lasting Influence from the Sixteenth Century to Adam Smith,” Quarterly Journal of Economics 69 (May 1955): 16 1–90; reprinted in de Roover, Business, Banking, and Economic Thought(Chicago: University of Chicago Press, 1974), pp. 306–35.
13. Ibid., p. 309.
14. Raymond de Roover, “Joseph A. Schumpeter and Scholastic Economics,” Kyklos10(1957):128. De Roover, mübadelede sergilenen karşılıklı fayda kavramının izini Aquinas'a kadar sürmüÅŸ ve ÅŸöyle yazmıştır: “Alış ve satış, her iki tarafın da karşılıklı yararı için kurulmuÅŸ gibi görünmektedir, çünkü birinin diÄŸerine ait olan bir ÅŸeye ihtiyacı vardır ve bunun tersi de geçerlidir.” (ibid., p. 128).
15. De Roover, Business, Banking, and Economic Thought, pp. 312–14. BaÅŸka bir yerde de Roover, İskoçların ortaçaÄŸ ve sonrası Skolastikler arasında küçük bir azınlık olduÄŸunu, oysa burada tartışılan Skolastiklerin Thomist geleneÄŸin ana akımında yer aldığını belirtmiÅŸtir.
16. Raymond de Roover, “The Concept of the Just Price: Theory and Economic Policy,” Journal of Economic History 18 (December 1958): 422–23.
17. Ibid., p. 424.
18. Ibid., p. 426.
19. David Herlihy, “The Concept of the Just Price: Discussion,” Journal of Economic History 18 (December 1958): 437.
20. John W. Baldwin, “The Medieval Theories of the Just Price,” Transactions of the American Philosophical Society (Philadelphia: July 1959); see also the review of Baldwin by A.R. Bridbury, Economic History Review 12 (April 1960): 512–14.
21. Özellikle de on üçüncü yüzyılın baÅŸlarında Paris Üniversitesi'ndeki büyük merkezdeki teologlar: Halesli Alexander ve Aquinas'ın hocası Albertus Magnus (ibid., p. 71). Baldwin ayrıca, Orta ÇaÄŸ'da adil fiyat gibi pratik meselelerin teolojik olarak ele alınmasının ancak on ikinci yüzyılın sonunda üniversite merkezlerinin geliÅŸmesiyle baÅŸladığına dikkat çekmiÅŸtir (ibid., p. 9).
22. Raymond de Roover, “The Scholastic Attitude toward Trade and Entrepreneurship,” Explorations in Entrepreneurial History 2 (1963): 76–87; reprinted in de Roover, Business, Banking, and Economic Thought, pp. 336–45.
23De Roover, burada ve diÄŸer yazılarında, Skolastik piyasa analizindeki büyük eksikliÄŸe iÅŸaret etmiÅŸtir: saf bir kredi (a mutuum) üzerindeki herhangi bir faizin tefecilik günahı oluÅŸturduÄŸu inancı. Bunun nedeni, Skolastiklerin risk ve fırsat maliyetinin ekonomik iÅŸlevlerini anlamış olmalarına raÄŸmen, zaman tercihi kavramına asla ulaÅŸamamış olmalarıdır. Skolastikler ve tefecilik konusunda John T. Noonan, Jr. tarafından kaleme alınan kapsamlı çalışmaya bakınız;. The Scholastic Analysis of Usury (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1957); see also Raymond de Roover, “The Scholastics, Usury, and Foreign Exchange,” Business History Review 41 (1967): 257–71.
24. Raymond de Roover, San Bernardino of Siena and Sant’Antonino of Florence: The Two Great Economic Thinkers of the Middle Ages (Boston: Kress Library of Business and Economics, 1967).
25. Ibid., p. 17.
26. On the originality of Olivi see ibid, p. 19.
27. Ibid., p. 20.
28. Ibid., pp. 23–24.
29 Skolastiklerin sonraki etkileri hakkında bkz. Schumpeter, History of Economic Analysis, pp. 94–106; Grice-Hutchinson, School of Salamanca, pp. 59–78; de Roover, Business, Banking, and Economic Thought, pp. 330–35; and de Roover, “Joseph A. Schumpeter and Scholastic Economics,” pp. 128–29.
30. Emil Kauder, “Genesis of the Marginal Utility Theory: From Aristotle to the End of the Eighteenth Century,” Economic Journal 63 (September 1953): 638–50.
31. Schumpeter, History of Economic Analysis, p. 300.
32. Kauder, “Genesis of the Marginal Utility Theory,” p. 645.
33. Schumpeter, History of Economic Analysis, p. 249, see also ibid., pp. 259–61, 332–33.
34. Emil Kauder, “Genesis of the Marginal Utility Theory,” p. 647. Kauder ve Schumpeter, ekonomik düÅŸünce akımının dışında paranın azalan marjinal faydasının matematiksel bir versiyonunu geliÅŸtiren on sekizinci yüzyılın baÅŸlarında yaÅŸamış Fransız matematikçi Daniel Bernoulli'ye (1738) de dikkat çekmiÅŸtir (ibid., pp. 647–50; Schumpeter, History of Economic Analysis pp 302–5).
35. Emil Kauder “The Retarded Acceptance of the Marginal Utility Theory,” Quarterly Journal of Economics 67 (November 1953) 564–75.
36. Ibid., p. 569.
37. Ibid., pp. 570–71. These two articles are essentially reprinted in Emil Kauder, A History of Marginal Utility Theory (Princeton, NJ: Princeton University Press, 1965), pp. 3–29.
38. Emil Kauder, “Intellectual and Political Roots of the Older Austrian School,’ Zeitschrift für Nationalökonomie 17 (December 1957): 411–25.
40. Ibid., p. 418.
41. Ibid.
42. Ibid., p. 420; see also Kauder, History of Marginal Utility, pp. 90–100. On Menger as Aristotelian, also see Terence W. Hutchinson, ”Some Themes from Investigations into Method,“ in Carl Menger and the Austrian School of Economics,J.R. Hicks and Wilhelm Weber, eds. (Oxford: Clarendon Press, 1973), pp. 17–20.